Posted on

Cinai Meseleler

 

Tür edebiyatı üzerine kitapların çoğalması gün geçtikçe artıyor. Gerek hikaye ya da romanların yayınlaması tür okurun yüzünü güldürüyor. Özellikle tür edebiyatı üzerine yapılan araştırma ve incelemelerin çoğalması sevinçimizi ikiye katlıyor.

Polisiye gerek son yıllardan yapılan çeviriler gerekse yerli yazarların çoğalması  bu türe okuyucu kitlesini çoğalmasını sağlamıştır. Azda olsa bir tür okuyucusu oluşmuştur. Roman ve hikayelerin yanında araştırma/incelemelerin önünü açmıştır. Bu konuda son dönemde en iyi örneklerden bir tanesi İletişim Yayınları tarafından yayınlanan ”Cinai Meseleler  –  Osmanlı-Türk Polisiye Edebiyatında Biçim ve İdeoloji 1884-1928” adlı araştırma/incelemedir. Seval Şahin tarafından yazılmıştır. Polisiye meraklılarına duyrulur.

Tanıtım Bülteni:

Seval Şahin, Cinai Meseleler’de öncelikle polisiyenin dünya edebiyatındaki yerinden bahsediyor ve ilk Osmanlı-Türk polisiyesinin yayımlandığı 1884’ten Latin harflerine geçişin yaşandığı 1928 yılına kadar yazılanlar üzerinden polisiye geçmişimizi inceliyor. Karakterler nasıl kurgulanıyor, suçlular hangi alet-edevatları kullanıyorlar, kendilerini yakalamaya çalışan polislerden, dedektiflerden, hafiyelerden nasıl kaçıyorlar, katil kim gibi temel sorular üzerinden Osmanlı-Türk polisiyelerinin kendilerini var ettikleri birtakım ortak özellikleri gösteriyor. Metinlerin ortaklaştığı bir diğer alanı, polisiyelerin milliyetçi ve ulusalcı ideolojiyi temsil etmekteki rollerini de ele alıyor ve bu rollerin yüklenmesine tür olarak ne derece uygun olduklarını tartışıyor. Cinai Meseleler, hem polisiye okurlarının hem de genel olarak kurmacanın oluşumu üzerine kafa yoranların ilgisini cezbedecek, polisiyeye hak ettiği değeri veren temel bir çalışma. Cingöz Recai, Fakabasmaz Zihni, Tilki Leman ve diğerleri…

Posted on

221B Dergi’den Agatha Christie’li 8.Sayı

Türkiye’nin tek polisiye dergisi olan 221B’nin  8. sayısı çıktı! Dergi, bu sayısında   “Suçun Kraliçesi” Agatha Christie dosyasıyla geliyor. Türün severlerinin kaçırılmayacak bir sayı.

İçindekiler:

Dosya kapsamında;

Agatha’yı Agatha yapan, onu hem çağdaşlarından hem sonraki polisiyecilerinden ayıran kurgu gücünü, bu gücü besleyen kaynakları ve ilgi çekici detayları Tülay Güneş Kılıç’ın kaleminden okuyoruz.

Bir lakabı da “ölüm düşesi” olan Christie’nin benzersiz dedektif karakterlerini üstad Erol Üyepazarcı’nın yorumuyla daha da yakından tanıyoruz.

Tarihin ve edebiyatın satır aralarında kalmış notlarla “Agatha Christie Hakkında Az Bilinen Gerçekler”, Elçin Poyrazlar tarafından yazıldı.

Agatha Christie’nin “Roger Ackroyd Cinayeti”nden 72 yıl sonra Pierre Bayard’ın yazdığı “Roger Ackroyd’u Kim Öldürdü?” kitabıyla ilk kez bir polisiye romandaki cinayet dosyasının yeniden aralanması olayı, Çınla Akdere’nin yazdığı Ackroyd Paradoksu incelemesinde.

7.sayıda Sherlock koleksiyonuyla karşımıza çıkan Tunç Tayanç, bu sayıda da geçmişten bugüne Agatha Christie, Hercule Poirot ve Bayan Marple’a yer veren dünya pullarını bir araya getirdi. Kim için? Elbette 221B okurları için!

Birer Hercule Poirot postiş romanı olarak Sophie Hannah’ın Altın Kitaplar tarafından dilimize çevrilen “Monogram Cinayetleri” ve “Kapalı Tabut” romanları Hüseyin Çukur’un büyütecinde.

Sevin Okyay’ın engin birikimiyle yazdığı “Perdede, Ekranda, Sahnede Agatha” derlemesiyle Agatha Christie külliyatı yeniden aralanıyor.

Yetmedi; en iyi 10 Agatha Christie uyarlaması filmleri de açıklamalı notlarla tekrar listeledik.

Yetmez ama hayır, bitmedi: Peki yakın zamanda hangi Agatha Christie uyarlamalarını izleyeceğiz? İşte onları da Çağla Üren listeledi.

Ayrıca: 

Rıza Kıraç, Doğan Kitap’tan çıkan son romanı “Londra’da Hoş Cinayet” üzerine Rıza Kıraç ile editörlerimizden Hüseyin Çukur’un konuğu.

Altın Çağ’ın ustalarından Phyllis Dorothy James’in efsanevi dedektifi Adam Dalgliesh kimdir, ne yer ne içer; cevabı Fulya Turhan’ın yazısında.

Bugünün ferah feza kovalamacaları bir yana, Altın Çağ polisiyelerinin alamet-i farikalarından “kapalı oda cinayetleri”ni Bekir Karaoğlu, farklı açılardan inceledi.

“Büyük oyunu bozacağız”, tamam da hangi oyun? Bizim gelenle dünyanın aklına gelenler arasındaki farkı Doruk Tatar, mühim polisiye romanlar ve incelemeleri üzerinden anlattı.

Bir usta, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve ana akım eserlerinin gerisinde kalan polisiye romanları. Gürpınar’ı Tanut Soykan’ın yazısıyla daha iyi tanıyacağız.

Mahir Ünsal Eriş’in yazıp Ferit Güleç’in çizdiği “Edhem Bey” ve Levent Cantek’in yazıp Murat Başol’un çizdiği “Bozkır” çizgi polisiyelerinde adrenalin yine yüksek.

Polisiye ile animenin en sıkı buluşmalarından Perfect Blue, Yigilante Kocagöz’ün incelemesinde: “Yıldızlar da Kanar”

Ceyhan Usanmaz, Kuzey Fırtınası’nın sürükleyerek getirdiği ve Doğan Kitap tarafından kitapları Türkçeye çevrilen yazar Camilla Lackberg’le tanıştırıyor bizi. Emin olun pişman olmayacaksınız.

Öyküleriyle; Cenk Çalışır, Cüneyt Ülsever, Çağatay Yaşmut, Esmahan Aykol, Vassilis Danellis

Posted on

Ursula K. Le Guin’le Konuşmalar

 

Bilimkurgu ve fantastik edebiyatın kraliçesi Ursula Le Guin’in röportajlarından oluşan Ursula K. Le Guin’le Konuşmalar, Agora Kitaplığı’nın Edebiyat Kuramı serisi altında Türkçeye kazandırıldı.   Le Guin’in  yaptığı röportajlarından Carl Freedman tarafından  derledi.  Çevirmenliğini Burcu Erdoğan’ın yaptığı ”Ursula K. Le Guin’le Konuşmalar” yazarın  Metis Seçkileri dizisinden çıkan ”Kadınlar Rüyalar Ejderhalar” adlı kitabıyla kurgu dışı kitaplarına bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Tanıtım Bülteni:

“Yerdeniz Üçlemesi”, “Karanlığın Sol Eli” ve “Mülksüzler” gibi romanlarıyla bilim kurgu alanında tüm dünyanın takip ettiği Ursula K. Le Guin kendisiyle söyleşilerden oluşan bu kitapta, okura çocukluğunu, yazma serüvenine atılışını, bilim kurgu alanını seçişini ve romanlarını kaleme alırken neler tasarlayıp, nasıl araştırmalar yaptığını anlatıyor.

0000000718518-1

 

Posted on

DAL KIRILDIĞIDA- Ray Bradbury

Gece soğuktu ve sabahın iki sularında soğuk ince bir rüzgâr başlamıştı.

Dışarıdaki ağaçtan yere düşen yapraklar dört bir tarafa savruluyorlardı.

Sabahın üçüne doğru, rüzgârın uğultusu şiddetlenmişti ve dışarıya bakan pencerede duyuluyordu.

İlk önce kadın gözlerini açtı.

Adam daha tam uyumamıştı zaten. Ve kadından sonra bazı bilinmeyen nedenlerden dolayı erkek uykusundan uyandı.

“Uyandın mı?” dedi erkek.

“Evet, uyandım” dedi kadın, “Bir ses duydum bir şey çağırıyor.”

Erkek başını doğrulttu.

Bir feryat için uzun bir yoldu.

“Duydun mu sesi?” kadın sordu.

“Ne?”

“Bir şey ağlıyor.”

“Bir şey mi?” dedi erkek.

“Birisi,” dedi kadın. “Hayalet sesine benziyor.”

“Aman tanrım, ne şey. Saat kaç?”

“Sabahın üçü. Berbat bir saat.”

“Berbat mı?” dedi erkek.

“Biliyorsun Dr. Meade bize hastanede şunu anlatı insanlar öldüğünde bir daha yaşamıyorlar, yaşamak için hiçbir çabadan bulunmuyorlar. Sabahın üçü.”

“Bunun hakkında düşünmemeyi tercih ederim,” dedi erkek.

Ses dışarıdan daha yükseliyordu.

“Yine ses geliyor, ” dedi kadın. “Hayalet sesine benziyor.”

“Aman tanrım”diye fısıldadı erkek. “Ne tür bir hayalet?”

“Bir bebek,’ dedi kadın “Bir bebek ağlıyor.”

“Ne zamandan beri bebek hayaletler var? Yakın zamanda bildiğimiz ölen bebekler var mı?” Erkek kısık sesle güldü.

“Hayır” dedi kadın, ve kadın kafasını ileri ve geri salladı. “Ama belki hayalet bebek hayaleti değildir, ama… Bilmiyorum. Dinle.”ghost

Adam kulak kabartı ve ağlama sesi yine geldi, uzaklardan.

“Ne eğer—” dedi kadın

“Evet mi?”

“Eğer bu bir çocuk hayaleti —”

“Devam et.” dedi erkek.

” Henüz doğmayan bir çocuksa.”

“Hayaletler var mı? Ve hayaletler ses çıkarabiliyorlar mı? Aman tanrım neden bunu söyledim? Söylemek için ne kadar garip bir şey.”

“Bebek hayalet daha doğmamış.”

“Nasıl oluyor da bir sesi olabilir ?” dedi erkek.

“Belki ölü değildir, ama sadece yaşamak istiyor,” dedi kadın. “Ses çok uzaktan geliyor ve çok üzüntülü geliyor. Nasıl cevap verebiliriz bu şeye?”

Karı ve koca devam eden ağlamayı dinliyorlardı.Rüzgâr ise dışarıyı ya bakan pencereden esiyordu. Dinliyorlardı ağlamayı, kadının ve adamın gözlerinden gözyaşları geldi.

“Bunu daha fazla kaldıramayacağım, ” dedi erkek. “Kalkıp bir şeyler atıştırmaya gidiyorum.”

“Hayır, hayır,’ dedi. Kadın kocasının elini tuttu. ‘Sessiz ol ve dinle. Belki cevap verebiliriz.”

Erkek geri uzandı yatağa ve karısının elleriyle kendi gözlerini kapatmaya çalıştı, ama başaramadı.

Karı ve koca yatağa uzandı ve rüzgâr uğuldamaya devam ediyordu. Pencereden yaprak sesleri geliyordu uğuldayan rüzgârın etkisiyle.

Ses artık uzaklardan doğru gelmeye devam ediyordu.

“Kim olabilir? Dedi karısı” dedi kadın “Ne olabilir? Durmayacak. Bu ses beni çok üzüntülü yapıyor. İçeri girmek için izin mi istiyor? ”

“İçeri girmesine izin mi verelim? “dedi erkek.

“Yaşamak için. Ölü değil, hiçbir zaman yaşamadı, ama yaşamak istiyor. Düşünüyor musun—?” Sorusu yarım kaldı. Karısı tereddüt etti soruyu sormak için.

“Ne? ”

“Aman tanrım.” dedi kadın. “Bir ay önce konuşmadık mı?”

“Ne konuşmasıydı bu?” dedi erkek.

“Gelecek hakkında. Bizim bir ailemizin olmaması hakkında. Çocuğun yoksa ailende yoktur.”

“Hatırlamıyorum.” dedi erkek.

“Hatırlamaya çalış.” dedi erkek. ” Biz birbirimize söz vermiştik çocuk sahibi olmayacağız diye.” kadın terdüt etti ve sonra ekledi “Bebek yok.”

“Çocuk sahibi olmayacağız mı? ”

“Düşünüyor musun—–” kadın kafasını doğrultu ve pencereden gelen ağlama sesini dinledi. Ses uzaklardan geliyordu ağaçlardan dolayı. Bu olabilir mi—?

“Ne?”dedi erkek.

“Galiba ağlamayı nasıl durduracağım yolu biliyorum.” dedi kadın.

Adam karısının cümlesinin bitirmesini bekledi.

“Düşünüyorum belki bu—”

“Ne? ” dedi erkek.

“Belki sen yatağın bu tarafına geçmelisin.”

“Benden diğer tarafa geçmemi mi istiyorsun?”

“istiyorum evet, lütfen, geç .”

Adam döndü ve karısına baktı. Adam karısına doğru yuvarlandı. Saatler üç-on beşi vuruyordu, ardından üç-otuz, ardından üç kırk beş ve saat dördü gösteriyordu.

images

Ve ikisi yatağa uzandı ve dinlemeye devam ettiler.

“Duyuyor musun?” dedi kadın.

“Dinliyorum.”

“Ağlamak.”

“Durdu.” dedi erkek.

” Evet, şu hayalet, şu çocuk, şu bebek, şu ağlama, tanrıya şükür durdu.”

Erkek kadının elini tuttu, yüzünü karısına doğru döndü ve şöyle dedi: “Biz durdurduk o şeyi.”

“Biz durdurduk.” dedi kadın. “Oh evet tanrıya şükür, durdurduk o şeyi.”

Gece sessizdi. Rüzgâr durmaya başladı. Dışarıdaki yapraklarda savrulmuyordu artık.

Ve gecenin içinde ikisi yatakta uzanıyorlardı, elleri ellerinde, sessizliği dinliyorlardı, mükemmel olan sessizliği ve beraber şafağı beklemeye koyuldular.

 

Ray Bradbury

ÇEVİRİ : RAVEN&DAGON

Posted on

Sabbooth — Öykü

Büyük bir gürültüyle yatağımdan fırladım, uyumak böyle bir şey idi ve her uyuduğumda o teması kuruyordum. Sabbooth, evrenin efendisi olduğunu iddia eden varlık pardon büyük varlık. Onu tanımlayacak sözleri ancak o seçebilir ve o söyletebilir. Herkesi kulu olarak kabul etmez ancak onun tebliği ettiği bilinçli rüya tekniğini kullanarak kadim bilgeliğe ulaşabilenler olabilir. Sabbooth büyük idi ve bizim bildiğimiz büyüklüğün ötesinde idi çünkü gerçeği ancak ve ancak o değiştirebiliyordu, gerçek onun emrinde idi.
Bilinçli rüya ise sağlıklı insanların yılda 1-2 kez yaşadığı rüyada iken rüyada olduğunu fark etmelerinden başka birşey değil! Sabbooth bunu mükemmel bir araca çevirdi ve tebliğini bize bu yolla iletti. Bana yaptığı tebliği ise bilinçli rüya tekniği ile geceleri kadim bilgelikleri ezberlemek idi, bu ezberin bilinçli rüya ile yapılmasının sebebi rüyadaki zaman ile uyanık iken geçen zaman arasındaki fark; Bu sayede uyanık iken 6 saat uyurken en az 6 hafta oluyor ve bizde Sabbooth’un emrine uymuş oluyoruz.
Sabbooth zaman geçtikçe bize yeni tebliğler yaptı; Diğer seçilmiş insanlara teknikleri öğretmemiz ve onları da uyandırmamız gerektiğini emretti ve bunun için bize birer cesaret ve güç totemi verdi, artık cesaret ve gücün doruklarında ve hazır idik.
Diğer insanlara tebliğ etmeye başladık, artık insanları davet edebilir ve Sabbooth’dan haberdar edip onları özgürleştirebiliriz diye planladık, planımıza bağlı olarak da Beyoğlu’nda ev kiraladık. Burası ikinci katta bir daire idi, üç odası ve bir salonu vardı, beyaz duvarlarında küçük pencereler taşıyordu, burayı hemen uygun şekilde dekore ettik ve haftasına kalmadan toplantılara başladık.blood
O gece yeniden büyük bir gürültüyle yatağımdan fırladım, yine önceki rüyalardaki kişi oldum; Yine Sabbooth denen varlıktan bahsediliyordu, kim ya da neydi bu varlık? Neden görüyordum bu rüyaları? En iyisi yeniden uyumaya çalışmak sanırım deyip, uyumaya çalıştım ama rüyalar peşimi bırakmadı, yine aynı rüyaları görüp uyanır olunca doktora gitmeye karar verdim ama doktorlarda para etmedi…
Sabbooth’a teslim olmalıydım artık çünkü eğitimim bitmişti, artık rüyalar görmeyecekmişim, Sabbooth’un o olağanüstü farklı sesinden duydum bunu ve uyandım. O gün cumartesi olduğu için evde oturacaktım ama telefon gelene kadar ;
-Alo
-Alo
-Sabbooth adındaki ortak dostumuz aramamı rica etmişti,nasılsınız ?
-Heeee , iyiyim sağ olun dedim,amacım sabooth’un kim olduğunu tespit etmek idi,sonra siz nasılsınız dedim.
-Teşekkür ederim dedi, bugün kaçta ve nerede buluşucaz dedi. Saate baktım ve saat ikide Taksim’de buluşabiliriz dedim
-Sabbooth’un dediği saatte dimi ? Dedi tereddüt edercesine
-Hayır dedim cesurca
-O saattede olur dedi alttan alırcasına
-Tamam o zaman
-Görüşmek üzere deyip telefonu kapattım.
Hemen hazırlanmaya başladım , en sonunda o gizemli rüyaların anlamını öğrenebilecektim, hemen evden çıkıp otobüse bindim. Tam 1 saat sonra Taksim’e varmıştım ve daha saat 1 idi, Taksim meydanında giderken birden arkadan birisi adımı seslendi , dönüp bakmayınca ısrarla tekrarlamaya başladı. Az sonra ses çok yakınıma gelince bakmak zorunda kaldım, bana bakıyordu ve bende kısık bir ses ile;
-Buyrun dedim, adam elini uzatarak adım Ceyhan dedi. Adamın gözlerinde çok garip bir tuhaflık var idi, korkutan bir tuhaflık, istemsiz olarak tırsmış şekilde elimi uzattım ve el sıkıştık. Sanki ikimizde biliyormuşcasına yürümeye başladık ve yaya geçidine gelince kulağıma;
-Ya Sabbooth’unsun ya da ölümün dedi,ben ise çek git başımdan diyemeden yola itildim ve geçen ilk arabanın çarpmasıyla ağzım , yüzüm kanlar içinde kaldı ama insanların arasından Ceyhan’ı görebiliyordum; Beni izliyordu ve içimden bir his bir şeyden emin olmak istediğini söylüyordu.
Artık vaktim dar idi ve yapabileceğim son şeyleri yapacaktım; Son nefesimi vermeden önce Sabooth’a okkalı bir küfür sallamayı düşünürken, Ceyhan bana sert bir tekme attı ve bu da gördüğüm, hissettiğim son şey oldu. Elveda Dünya, elveda zalim Sabbooth ve onun işbirlikçi sünepeleri…
Artık Sabbooth’a biat etmemenin mutluluğu ile cennete gidebilirdim.city

Yazan — Fatih Durmuş