Posted on

Golgo 13

Kısa Tarihçe:

Takao Saito ait 1969 yılından beri çıkan Japon manga. 1975 yılında Shogakukan Manga Ödülünü ( Japonyada mangalara verilen bir ödül. En büyüğü diyebiliriz. ) kazanmıştır. Manga şu ana kadar 183 vol. ulaşmıştır.

Manganın ayrıca 50 bölümlük animesi ayrıca 1973 ( Golgo 13 ) ve 1977 (Golgo 13: Assignment Kowloon ) yapımı iki live – action filmi, 1983 yılında çıkan “The Professional” adında bir anime filmi ve 1998 yılında çıkan “Queen Bee” adında da bir ova’sı mevcuttur.

Konu:

Duke Togo, namı-diğer Golgo 13 profesyonel bir suikastçıdır. Hedef kimin olduğu fark etmez ister devlet görevlisi ( Devlet başkanı bile olabilir. ) ister mafyadan, ister sıradan bir vatandaş yani herkes hedeftir onun için. 3 milyon dolar getiren herkes Golgo 13’ü kiralayabilir. En imkânsız görünen suikastları bile ince zekâsı, soğukkanlılığı ve çoğu bölüm kendisiyle özdeşleşen M-16’sı ile halletmektedir. Sanki onun için imkânsız suikast yoktur.  Genel anlamda Golgo 13 te bütün seriye dağılan bir konu bütünlüğü yok. Bunun yerine her bölümde farklı suikastlar işlenmektedir. Yani her bölüm ayrı bir macera, her bölümde ilginç bir suikast var.

İsmi ve Duke Togo/Golgo 13’ün Özellikleri:

Golgo 13 lakabı Hz. İsa’nın ölümünden geliyor. Golgo aslında İsa’nın çarmıha gerildiği yer olan Golgotha’dan geliyor ve 13 sayısı da bildiğiniz üzere Hıristiyanlıkta uğursuz rakam çünkü İsa’nın son yemeğinde 13 kişi bulunmaktaydı. Bu bilgileri 1977 yapımı, Duke Togo’yu oynayan Sonny Chiba ( ADAMIM ) ve Yukio Noda tarafından yönetilen Golgo 13: Assignment Kowloon filminden öğreniyoruz.

Duke Togo’nun kökeni, yaşı, aldığı eğitim, yakın dövüş ve silahlardaki bu uzmanlığının kaynağı bilinmiyor. Ayrıca neden bu işi yapıyor bilinmiyor. Golgo 13 hiç bir zaman sırtını kimseye dönmez, pek fazla konuşmaz daha doğrusu gerektiğinde konuşur ağzından boşuna laf çıkmaz. Golgo 13 ne bir kahraman ne de bir kötü adamdır.  Duyguları ve merhameti yoktur.

Müzik:

Açılış Müziği:

  1. “Take the Wave” by Naifu (eps. 1-25)
  2. “So Far Away” by Pinc Inc(eps. 26-50)

Kapanış Müziği:

  1. “Garasu no Haiwei (Highway of Glass)” by doa (eps. 1-12)
  2. “Yume no Hitotsu” by Garnet Crow(eps. 13-25)
  3. “Sono Egao Yo Eien ni” by Kitahara Aiko(eps. 26-38)
  4. “Mou Kimi wo Hitori ni Sasenai” by U-KA Saegusa in DB(eps. 39-50) (kaynak : wikipedia )

Değerlendirme :

Sonuç olarak Golgo 13’te bir konu bütünlüğü yok ama işlenişi ve kurgusu zekice. Her bölümün kendine has senaryosu ve kurgusu animeyi izlenir kılıyor. Ayrıca animeyi ilginç kılan bir özellikte bazı bölümlerde suikastı yaptıktan sonraki olayları anlatması ve bunu zekice bir kurguyla yapmasıdır.  Atmosfer olarak kendine has bir atmosfere sahip. Her bölümün ayrı senaryosu ve bir insan ne kadar korunsa da korunsun Golgo 13’ün keskin zekâsı ile hedefini öldürmesi seyirciyi sürekli merakta bırakarak izletiyor. Ve gelecek bölümde nasıl bir hedefi öldürecek diye meraklanıyor. Rahatlık herkese tavsiye edebilirim. Animeyi linear bir şekilde izlemenizede gerek yok. İstediğiniz bölümü istediğiniz zaman izleye bilirsiniz.

Posted on

Bir Solukta Anime Tarihi

 

Japonya deyince aklımıza hemen samuraylar, sumo güreşi vb. gelir.  Konu sinema olunca aklımıza tabi Akira Kurosawa gelir. Biraz daha sinema bilginiz varsa Mizoguchi Kenji ve Ozu Yasujira gelir.  Çünkü bu üç yönetmen Japonya’nın dışında adını duyurmuş üç büyük yönetmendir. Ve Hollywood’a çok büyük etkileri olmuştur. Bir çok büyük yönetmenin hayranlıklarını kazanmışlardır. Ama artık 20. Yüzyılın sonlarında Japonya deyince aklımıza anime ve mangaları da bu listemize eklemek gerek. Çünkü 80’lerden bu yana giderek büyüyen bir hayran kitlesiyle karşı karşıyayız. Büyükten küçüğe bu artış sürüyor.

Animelerin çoğunluğu kaynaklarını mangalardan alır. Genelde manga uyarlamalarıdır. Böyle olunca mangalar nasıl çeşitliyse animelerde o denli çeşitli ve bir o kadar zenginlerdir. Yediden yetmişe herkesin zevkine göre çeşitlilik göstermektedir. 80’lerden Avrupa ve Hollywood da  başlayan çılgınlık günümüzde dünyaya yayılmış durumda. Artık Türkiye de manga çevirileri gittikçe artmaktadır. Buna paralel olarak ise anime filmler sinema geliyor ve DVD, Blu Ray. olarak piyasaya sürülüyor.

                                                      Başlangıç

1940’li yıllarındaki denemeleri bir kenara bırakırsak. 1958’teki ilk renkli uzun metrajlı anime olan The White Snake Enchantress’i kendimize milat olarak alarak kısaca bir anime tarihi çıkarmaya çalışacağız.

141

Animelerin uluslararası pazarda asıl çıkışı ilk olarak 1963 yılında Osamu Tezuka’nın Astro Boy ( Japonyaya’daki adı Tezukan Atom ) animesi ile olur. Osamu Tezuka bu dönemde anime ve manga alanında çok etkili olmuştur. Kimba the White Lion, Phoenix 2772 eserlerinden bir kaçıdır.

60’lıların bir diğer önemli animesi, İsao Takahata’nın filmi Horus: Prince Of The Sun’dır. Ayrıca kendisinin ilk filmidir. İsao Takaha ve Miyazaki 1973 yılında japonyada ve daha sonra dünyada popüler olacak TV dizisi  ‘’Heidi’’ yi yaparlar. İkili ile beraber Toshio Suzuki, 80’lerin ortalarında Stüdyo Ghibli’yi kurarlar. 70’lerde Amerika, Fransa ve İtalya’da uzun metrajlı animeler yayınlanmaya başlarlar. İlk anime fan kulübü Los Angeles’ta kurulur. Bu dönemde, Japonya’da genelde TV serileri yayınlanır. En önemli TV serileri; Science Ninja Team Gatchaman, Mazinger Z, Mobile Suit Gundam’dır.

                                                     Altın  Çağ

crankin_4393410_180’lerde hem uzun metrajlı animelerde hem de TV serilerinden tam bir patlama yaşanır. Bu dönemde animeler Avrupa ve Amerika daha çok ilgi toplar. Artık anime çılgınlığı başlamış bulunuyor. Anime fan kulüpleri  çoğalır ve Japonya da ‘’Animage’’ denilen anime dergileri yayınlanmaya başlanır. Özellikle Akira batıda ilgi çeker. Mamoru Oshii ilk Video Dizisi ‘’Moon Base Dallos’’ı çeker.

Bu döneme asıl damgasını vuran İsao Takaha, Miyazaki ve Toshio Suzuki’nin beraber kurdukları Stüdyo Ghibli’dir. Özellikle Miyazaki’nin yönettiği ‘’ Nausicaa of the Valley of the Wind ‘’  ve ‘’Kiki’s Delivery Service’’ ilgi çekerler. Kiki’s Delivery Service’i ekonomi olarak çok iyi iş yapmıştır. 40 milyonun üzerinde hasılat yapmıştır. Akira, Wings Of Honneanise animeleri dönemin büyük bütçeli animeleridir. Gerek konusu olsun, anlatımı olsun, teknikleri olsun batının ilgisini kazanmıştırlar ve anime hayranlarını artırmışlardır. Diğer bazı animeler; Angel’s Egg, X-Train, Neo Tokyo, Grave of the Fire Flies’dır.

90’larla beraber animelere artık büyük bütçe yatırılır. Stüdyo Ghibli yanında şimdi artık yeni bir güçlü Stüdyo kurulur. Bu stüdyo 1995 yılında Memories ve Ghost In the Shell animelerini yapan Macross Plus’tır.

Miyazaki’nin yönettiği Princes Mononoke özellikle Amerika da büyük bir ilgi toplar. Animenin İngilizce dublajını da dönemin ünlü isimleri yapar. Pom Poko, Ocean Waves, Porco Rosso, Whisper of the Heart Cowboy Bebop, The End of Evangelion 90’ların akla gelen anime ve TV serileridir.

                                               2000’ler ve Günümüz

2000’lerde ilk anime Fuarı  Tokyo’da kurulur. Ve artık prestijli festivallere katılıyor ve ödüller alıyorlar animeler. Miyazakinin Spirited Away ve Mamoru Oshii’nin Ghost In the Shell – Innocence kendinden söz ettiren animelerdir.

anime-filmlerinin-ustasi-hayao-miyazaki-nin-ilham-kaynagi-7-filmi_780x439

Artık Japonya deyince aklımıza gelenlerin başında ya anime ya da manga geliyor. Özellikle 80’lerde başlayan manga ve animenin yaygınlaşması 2000’lerde artık dünyanın her tarafında yayılmış desek yanlış olmaz. Ve bu çılgınlıkta bizde payımıza düşeni yapıyoruz. Artık Türkiye’de gün geçtikçe yeni animeler ve mangalar yayınlanıyor. Bu konuda tabi internetin etkisiyle anime ve anime serileri daha fazla yaygın durumda. Mangalar biraz daha yavaş yayılıyor. Haliyle telif ve çeviriye verilen paraları düşünürsek bunu normal karşılamak kalıyor. internetin etkisiyle animeler mangalardan daha yaygın durumda olması pek şaşırtıcı değil. Artık Hollywood gözlerini popüler animelere dikmiş durumda. Önümüzdeki günlerde animelerden uyarlanan Akira ve Ghost In the Shell filmleri vizyona girecek. Ve görünen o ki bu sayı çoğalacak. Samuraylardan sonra anime ve mangalarla Japonya özellikle batı ve Amerika kültürlerine daha büyük bir etki ve daha uzun ömürlü olacağa benziyor. Tabi bizde tepkisiz kalmayacağız.mv5bmtk2ode4mduznf5bml5banbnxkftztywnti2ota5-_v1_uy1200_cr10906301200_al_

 

NOT: Bu yazı gerçek anlamda bir anime tarihi yazısı değildir. Amacı, genel hatları ve ön plandaki bir kaç animeyi ve yönetmeni altını çizerek küçük bilgiler sunmaktır. Bir anime severin bir solukta yazdığı ufak bir yazısıdır.

 

Posted on

Ölüm Defteri’nin Kuralları — Death Note

 

Death Note (Ölüm Defteri), Japonya’da Tsugumi Ooba tarafından yazılıp Takeshi Obata tarafından çizilen bir mangadır. Dünya çapında bir başarı yakalamıştır.  Konusu kısaca şöyle; On yedi yaşındaki bir lise öğrencisinin (Yagami Light), bir şinigaminin düşürmüş olduğu  bir defteri  bulup  kendisinin kafasındaki suçsuz  yeni bir dünya için defteri kullanır.  Tabi ölüm defterinin kuralları var. Bu kurallar hikayenin oluşumunda en büyük etkenler işte size bu kuralları sıraladık.

kabak

  1. Deftere adı yazılan kişi ölür.
  2. Eğer deftere ismi yazan kişi ismi yazılan kişinin yüzünü bilmiyorsa o kişi ölmez, bu kural sayesinde aynı ismi taşıyanlar etkilenmez.
  3. Deftere adı yazılan kişi en az 40 saniye sonra ölür.
  4. Eğer ölüm nedeni belirlenmezse, kişi basit bir kalp kriziyle ölür.
  5. Ölüm şekli yazıldıktan sonra detayları 6 dakika 40 saniye içinde yazılmalıdır.
  6. Defter eğer yere 1 defa değerse o zaman dünyanın malı olur.
  7. Sadece defterin bir parçasına değen kişi Ölüm Tanrısını (Shinigami) görür ve sesini duyar.
  8. Ölüm Defteri’ni kullanan kişi ne cennete ne de cehenneme gider.
  9. Ölüm Defteri’ne dokunan her insan Ölüm Tanrısını görür ve sesini duyar.
  10. Eğer defterin orijinal sahibi ölürse, defter Ölüm Tanrısına ait olur.
  11. Defterin sahibi defteri kullandıktan en geç 39 gün sonrasında Ölüm Tanrısını görür.
  12. Defterin orijinal sahibi olan Ölüm Tanrısı prensipte defterin sahibi olan insana yapacağı hareketlerle yardım etmemeli ve zarar vermemelidir.
  13. Ölüm Tanrısının defterin nasıl kullanılacağı ve içeriği hakkında insan sahibine açıklama yapma zorunluluğu yoktur.y-l
  14. Ölüm Tanrısı ölüm defterine isim ekleyerek ölen kişinin fazla yıllarını alıp kendi hayatını uzatırken insanlar uzatamazlar.
  15. Ölüm Defteri’ni kullanan kişi kendi hayatını kısaltır.
  16. Ölüm Defteri’nin insan sahibi kendi hayat süresinin yarısını Ölüm tanrısı gözüyle takas edebilir. Bu göz gördüğü insanın yaşam süresini ve gerçek adını görür.
  17. Ölüm tanrıları bilindik yöntemlerle ölmezler. Ancak bir insana aşık olup onun hayatını kurtarmak için ölüm defterini kullanmakla ölürler.
  18. Deftere yazılan ve fiziksel olarak mümkün olmayan ölüm şekilleri sonuçta basit bir kalp krizine dönüşür.
  19. Defterden koparılan çok küçük bir parça bile tam etki gösterir.
  20. Deftere yazılan tüm mümkün ölüm şekilleri ve detayları ancak okunabilir bir şekilde yazılırsa gerçekleşir.
  21. Defterin orijinal sahibi olmayan bir kişi bile defteri tam etkisiyle kullanabilir.
  22. Defter, 780 günden küçük kişileri etkilemez.
  23. Yazılan kişinin adı 4 defa yanlış yazılırsa defter o kişiyi öldürmez.    l
  24. Defter çalınır veya kaybolursa 490 gün içinde geri alınmadığı takdirde sahipliği yitirilir.
  25. Deftere 490 gün boyunca dokunmayınca (herhangi bir parçasına sayfasına) Defterle olan anılar silinir hafıza kaybı yaşanır.Fakat Deftere dokunduğunda her şeyi geri hatırlar .
  26. Bir ölüm defterine ismi yazılan kişinin ismi başka bir deftere yazılsa da 2. defter işlev görmez.
  27. Ölüm meleğinin gözlerine ve defterine sahip olan kişi başka ölüm defterine sahip olan kişinin sadece ismini görebilir. Ölmek için ne kadar zamanının kaldığını göremez.
  28. Eğer dünyada 6 taneden fazla ölüm defteri varsa sadece ilk 6 ölüm defteri çalışır. 7. ölüm defteri ilk 6 defterden herhangi birisi imha edilmedikçe veya bir ölüm meleği tarafından melekler diyarına götürülmedikçe çalışmaz.yak
Posted on

Anime İnceleme 1 : Monster

 

Monster, 1994-2001 yılları arasında Naoki Urasawa tarafından yazılan ve çizilen  mangadan uyarlanmıştır.

Monster’ın konusu seksenli yıllar ile doksanlı yılların sonu arasında, Almanya’da geçiyor. Japon olan Kenzo Tenma, çok başarılı bir beyin cerrahıdır ve çalıştığı hastanede çok meşhurdur. Eva Heineman ile nişanlıdır, Eva Heineman ise hastanenin başhekimin kızıdır. Dr. Tenma, fark etmese de başhekimin kuklası gibidir. Onun yerine tezler yazmakta ve her yaptığı başarılı ameliyatın meyvesini başhekim yemektedir. Günün birinde hastanede Türk bir kadın Dr. Tenma’ya feryat eder. Dediğine göre kocası daha önce hastaneye gelmiştir ama Tenma, başhekimden aldığı talimatlar üzerine ünlü bir tenorun ameliyatına girmiş, Türk hastanın kocası bekletilmiş ve sonunda hayatını kaybetmiştir. Bu olayla beraber Tenma kendi içinde eskisi gibi olmayacaktır. Hemen bunun ardın bütün hayatını değiştirecek olay olur. İkiz kardeşlerin acil olarak hastanesine getirilmesi ile değişir. On yaşını geçmeyen ikizlerden kız olan büyük şoktadır ve erkek olanın ise durumu ağır ve başında bir mermi vardır. Tenma oğlanı tam ameliyata hazırlarken hastaneye durumu kritik olan belediye başkanı gelir ve başhekim Tenma’dan onun ameliyatına girmesini ister. Tenma ise bu ameliyatı hemen yapmazsa çocuğun öleceğini söyler ve belediye başkanının yerine ikizin ameliyatına girer. Çocuk kurtulur ama belediye başkanı hayatını kaybeder. Başhekim bu olay üzerine hastanenin ününün zedeleneceğinden çok sinirlenir ve Dr. Tenma’nın kariyerinin asla ilerleyemeyeceğini söyler. Kızı Eva’da artık gölgede kalan bir doktor olduğu için onu terk eder.Monster-Anime-Screenshot

Sonra ise gizemli bir olay olur. Başhekim ve iki doktorun erkek ikizin odasından alarak yediği şekerler sonucu zehirlenerek hayatını kaybeder. Akabinde de ikizler hastaneden kaybolur. İlk başta başhekim ve iki doktorun ölümünden en büyük faydayı Tenma sağlar diye ondan şüphelenilir ama Tenma kolaylıkla aklanır ve yeni başhekim tarafından eski pozisyonuna getirilir. Bu arada İkizler kaybolmuş, başhekim ölmüş ve Tenma istemediği bir şekilde olsa da eski hayatına, kavuşmuştur.

Monster.(Series).full.1608686121154

 

Aradan on sene geçtikten sonra ise ikizler yeniden ortaya çıkar. Yaşanan bir dizi olaylardan sonra Tenma kurtardığı çocuğun adının Johan olduğunu ve bir canavar olduğunu fark eder. Johan çok zekidir ve ikinci Hitler olarak da anılmaktadır. Ayrıca Johan’ı tanıyan başta onu evlat edinen üvey aileler tek tek ölmektedir. Tenma’da bu canavarı hayata döndürdüğü için kendisini sorumlu hisseder. Onu durdurmak için peşine düşer. Bu anlattıklarım sadece animemizin küçük bir olay örgüsü. Animenin öyküsünü anlatmaya kalksam daha sayfalarca sürebilir. İlerledikçe öykü daha çatallaşıyor. Geri dönüşlerle ve yan karakter ve öyküleriyle ile izlenmeyi hak ediyor.7acb681e19ba37925d8400d34da0b4070a21d641_hq

Değerlendirme:

Monster’un konusu gerilim romanlarına kıskandıracak cinsten bir hayli ilginç ve ayrıntılı. Johan gibi bir karakteri hiçbir animede bulamazsanız. Johan öyle zekidir ki, birini öldüreceği zaman genellikle bu işi başka kişilere, beyinlerini yıkayarak yaptırır. Bu kişi ister polis olsun, ister seri katil hiç fark etmez. Johan hepsinin beynine girebilmektedir. Johan’ın amacı ise çok uçuktur. Dünyada son kalan insan olmayı görmek istemektedir. Karakterler bakımından da Monster’de hepsi çok ince işlenmiş birçok karakter vardır. Bunların önemlileri başta Tenma, Johan, Nina, Dieter, Dr. Reichweine, Mr. Schubert, Mr. Grimmer, Eva, Başmüfettiş Lunge ve daha nice karakter vardır. Müzikleri ve görsel kalitesi çok iyi, özellikle kapanış parçaları bir hayli zevk verdi bana. Sonuç olarak Monster adlı anime oldukça detaylı, atmosferi çok sağlam uzun soluklu ve izlenmesi gereken bir anime. Gerilim severlere tavsiye ederim.

Yönetmen: Masayuki Kojima

Stüdyo: Madhouse Studios, Vap

Tür: Dram, Gerilim

Bölüm Sayısı: 74

bazı görseller: