Posted on

DAL KIRILDIĞIDA- Ray Bradbury

Gece soğuktu ve sabahın iki sularında soğuk ince bir rüzgâr başlamıştı.

Dışarıdaki ağaçtan yere düşen yapraklar dört bir tarafa savruluyorlardı.

Sabahın üçüne doğru, rüzgârın uğultusu şiddetlenmişti ve dışarıya bakan pencerede duyuluyordu.

İlk önce kadın gözlerini açtı.

Adam daha tam uyumamıştı zaten. Ve kadından sonra bazı bilinmeyen nedenlerden dolayı erkek uykusundan uyandı.

“Uyandın mı?” dedi erkek.

“Evet, uyandım” dedi kadın, “Bir ses duydum bir şey çağırıyor.”

Erkek başını doğrulttu.

Bir feryat için uzun bir yoldu.

“Duydun mu sesi?” kadın sordu.

“Ne?”

“Bir şey ağlıyor.”

“Bir şey mi?” dedi erkek.

“Birisi,” dedi kadın. “Hayalet sesine benziyor.”

“Aman tanrım, ne şey. Saat kaç?”

“Sabahın üçü. Berbat bir saat.”

“Berbat mı?” dedi erkek.

“Biliyorsun Dr. Meade bize hastanede şunu anlatı insanlar öldüğünde bir daha yaşamıyorlar, yaşamak için hiçbir çabadan bulunmuyorlar. Sabahın üçü.”

“Bunun hakkında düşünmemeyi tercih ederim,” dedi erkek.

Ses dışarıdan daha yükseliyordu.

“Yine ses geliyor, ” dedi kadın. “Hayalet sesine benziyor.”

“Aman tanrım”diye fısıldadı erkek. “Ne tür bir hayalet?”

“Bir bebek,’ dedi kadın “Bir bebek ağlıyor.”

“Ne zamandan beri bebek hayaletler var? Yakın zamanda bildiğimiz ölen bebekler var mı?” Erkek kısık sesle güldü.

“Hayır” dedi kadın, ve kadın kafasını ileri ve geri salladı. “Ama belki hayalet bebek hayaleti değildir, ama… Bilmiyorum. Dinle.”ghost

Adam kulak kabartı ve ağlama sesi yine geldi, uzaklardan.

“Ne eğer—” dedi kadın

“Evet mi?”

“Eğer bu bir çocuk hayaleti —”

“Devam et.” dedi erkek.

” Henüz doğmayan bir çocuksa.”

“Hayaletler var mı? Ve hayaletler ses çıkarabiliyorlar mı? Aman tanrım neden bunu söyledim? Söylemek için ne kadar garip bir şey.”

“Bebek hayalet daha doğmamış.”

“Nasıl oluyor da bir sesi olabilir ?” dedi erkek.

“Belki ölü değildir, ama sadece yaşamak istiyor,” dedi kadın. “Ses çok uzaktan geliyor ve çok üzüntülü geliyor. Nasıl cevap verebiliriz bu şeye?”

Karı ve koca devam eden ağlamayı dinliyorlardı.Rüzgâr ise dışarıyı ya bakan pencereden esiyordu. Dinliyorlardı ağlamayı, kadının ve adamın gözlerinden gözyaşları geldi.

“Bunu daha fazla kaldıramayacağım, ” dedi erkek. “Kalkıp bir şeyler atıştırmaya gidiyorum.”

“Hayır, hayır,’ dedi. Kadın kocasının elini tuttu. ‘Sessiz ol ve dinle. Belki cevap verebiliriz.”

Erkek geri uzandı yatağa ve karısının elleriyle kendi gözlerini kapatmaya çalıştı, ama başaramadı.

Karı ve koca yatağa uzandı ve rüzgâr uğuldamaya devam ediyordu. Pencereden yaprak sesleri geliyordu uğuldayan rüzgârın etkisiyle.

Ses artık uzaklardan doğru gelmeye devam ediyordu.

“Kim olabilir? Dedi karısı” dedi kadın “Ne olabilir? Durmayacak. Bu ses beni çok üzüntülü yapıyor. İçeri girmek için izin mi istiyor? ”

“İçeri girmesine izin mi verelim? “dedi erkek.

“Yaşamak için. Ölü değil, hiçbir zaman yaşamadı, ama yaşamak istiyor. Düşünüyor musun—?” Sorusu yarım kaldı. Karısı tereddüt etti soruyu sormak için.

“Ne? ”

“Aman tanrım.” dedi kadın. “Bir ay önce konuşmadık mı?”

“Ne konuşmasıydı bu?” dedi erkek.

“Gelecek hakkında. Bizim bir ailemizin olmaması hakkında. Çocuğun yoksa ailende yoktur.”

“Hatırlamıyorum.” dedi erkek.

“Hatırlamaya çalış.” dedi erkek. ” Biz birbirimize söz vermiştik çocuk sahibi olmayacağız diye.” kadın terdüt etti ve sonra ekledi “Bebek yok.”

“Çocuk sahibi olmayacağız mı? ”

“Düşünüyor musun—–” kadın kafasını doğrultu ve pencereden gelen ağlama sesini dinledi. Ses uzaklardan geliyordu ağaçlardan dolayı. Bu olabilir mi—?

“Ne?”dedi erkek.

“Galiba ağlamayı nasıl durduracağım yolu biliyorum.” dedi kadın.

Adam karısının cümlesinin bitirmesini bekledi.

“Düşünüyorum belki bu—”

“Ne? ” dedi erkek.

“Belki sen yatağın bu tarafına geçmelisin.”

“Benden diğer tarafa geçmemi mi istiyorsun?”

“istiyorum evet, lütfen, geç .”

Adam döndü ve karısına baktı. Adam karısına doğru yuvarlandı. Saatler üç-on beşi vuruyordu, ardından üç-otuz, ardından üç kırk beş ve saat dördü gösteriyordu.

images

Ve ikisi yatağa uzandı ve dinlemeye devam ettiler.

“Duyuyor musun?” dedi kadın.

“Dinliyorum.”

“Ağlamak.”

“Durdu.” dedi erkek.

” Evet, şu hayalet, şu çocuk, şu bebek, şu ağlama, tanrıya şükür durdu.”

Erkek kadının elini tuttu, yüzünü karısına doğru döndü ve şöyle dedi: “Biz durdurduk o şeyi.”

“Biz durdurduk.” dedi kadın. “Oh evet tanrıya şükür, durdurduk o şeyi.”

Gece sessizdi. Rüzgâr durmaya başladı. Dışarıdaki yapraklarda savrulmuyordu artık.

Ve gecenin içinde ikisi yatakta uzanıyorlardı, elleri ellerinde, sessizliği dinliyorlardı, mükemmel olan sessizliği ve beraber şafağı beklemeye koyuldular.

 

Ray Bradbury

ÇEVİRİ : RAVEN&DAGON