Posted on

İç Çekmelerin Annesi

 

Dario Argento, namı diğer İtalyan Hitchcock. Korku sinemasından kendine has bir yeri var. Zaten korku sinemasında İtalyan yönetmenlerin çok özel yerleri vardır. Mario Bava, Lucio Fulcio, Michele Soavi ve niceleri. Onun birçok filmi kült mertebesine ulaşmıştır. Özellikle ilk dönem filmleri. Deep Red, Four Flies on Grey Velvet, Inferno bir kaçıdır.

suspiria-movie-poster     Suspiria, Argento’nun en çok bilinen filmidir. Dünya çapında kült statüsüne ulaşan Suspiria, nedense bugün bile Argento filmin gölgesinde kalmıştır. Argento dediğinde ilk akla gelen film olmuştur. Suspiria, Üç Anne üçlemesinin ilk filmidir. İkincisi Inferno (Cehennem/1980) ve yıllar sonra çektiği üçüncüsü Mother of Tears: The Third Mother ( Gözyaşların Annesi: Üçüncü Anne/2007 )’dır. Argento, Suspiria ile her zaman çektiği giallo*  türünün dışına çıkıyor. Bu sefer doğaüstü bir konu ile kendi fantezilerini( ölümleri )  gerçekleştiriyor.

Her şeyden önce film modern bir gotik atmosferi ile kendisini ayakta tutuyor. Bu gotik atmosferi üçlemenin ikinci ayağı olan Inferno da daha belirgin şekilde görülür. Filmdeki atmosfer bütünsel bir atmosfer değil daha çok her sahnenin kendine has olan bir atmosferden bahsedersek daha doğru olur. Her sahne neredeyse tek başına ele alına bilecek deneysel şekilde çekilmiştir. Bir peri masalı şeklinden başlayan ve bizi bu kanlı masala hikâyesi ile değil atmosferi ile içine sokuyor. İçine girdiğiniz bu kâbusvari peri masalından tedirginlik içinde her zaman kameranın yanındaymış gibi bizde kamera ile hareket ederiz. Her ölüm sahnesi detaylı,  uzun ve ayrıntılı verilmiştir.

Sahnelerin sanki birbirinden bağımsız olması ve çekilen bu sahnelerdeki renk kullanımı dikkat çekicidir. Genelde kırmızı rengi ağır basıyor. Kimi yerlerde başka renkler ağır basıyor olsada, yine de kırmızı rengini aklınızda çıkaramıyorsunuz. Bu renk kullanımı ister istemez aklıma Edgar Allan Poe’nun Kızıl Ölümün Maskesi adlı öyküsünü aklıma getirdi. Filmdeki gotik unsurları gördüğümüzde Poe’nun etkisini daha çok anlıyoruz.suspiria2

Film, hem göze hem kulağa hitap eden bir film.  Birçok yönde deneyseldir. Özellikle bunu müziklerinden anlayabiliriz. Filmin müzikleri Goblin grubuna aittir. Müziklerine Argento da katkıda bulunmuştur. Müzik olarak kullanılan rüzgâr, çığlık, metal, cam kırılma seslerinden ne kadar deneysel olduğu anlaşılır. Filmin müziklerinin ilk anlarından farklı olduğunu anlıyorsunuz. Bu deneysel müzikler filmin her sahnesiyle bütünlük kazanıyor. Belki de filmin büyük başarı kazanmalarından biriside müzikleridir.

Üç Annelerin, Mother of Sighs ( İç Çekmelerin Annesi ) ile başlayan gazabı Mother of Darkness ( Karanlıklar Annesi ) ile Inferno ile devam edecek.Suspiria1

Film dünya çapında büyük başarısından sonra Suspiria, her zaman Argentonun hep hatırlanan filmi olmuştur. Ülkesinde ve sinema dünyasında her ne kadar giallo türünden yaptığı filmlerle tanınıyor olsa da birçok Argento fanatiği onu hep Suspiria ile anacaktır.  Her ne kadar zaman zaman Suspiria’nın yeniden çekimi gündeme gelse umarım bu olmaz. Umarım herkes bir gün Argento’nun bıçağı ile tanışma fırsatı bulur.

*Giallo :İtalyanca’da ‘sarı’ anlamına gelir ve bu tür adını, 1960 ve öncesinde italya’da basılan ucuz polisiye-gerilim romanlarının kapaklarının genelde sarı renkte olmasından almaktadır. Bu romanlar İtalyan korku/gerilim sinemasında giallo türünün orataya çıkmasına kaynak olmuşlardır. Giallo, İtalyan korku/gerilim sinemasına has bir alt türdür. İlk giallo Mario Bava’nın La Ragazza Che Sapev Troppo (The Girl Who Knew Too Much, 1962) filmi olarak kabul edilir.