Posted on

M

Alman sessiz sinemasının devlerinden Fritz Lang’in ilk sesli filmi M (1931), sessiz sinemanın yerini sesli sinemaya bıraktığı yıllara ait bir başyapıt. M, anlatım ve üslûp özellikleri açısından, birey ve toplum üzerinden ahlâk ve adalet kavramlarını tartışmaya açan çok yönlü yapısı ile başyapıt olmayı sonuna kadar hak eder.
M, Berlin’de seri cinayetler işleyerek günlük yaşamı deyim yerindeyse paranoyak bir kaosa dönüştüren bir çocuk katilini ve bu katilin izini süren toplumun farklı gruplarını konu alır. İzleyicide merak unsurunu ayakta tutan, katilin kim olduğu değil, polisten bağımsız olarak katilin peşine düşen farklı toplumsal grupların sürece dâhil olması ve yakalanan katilin payına düşecek cezadır.M1
Film karamsar ve gerilimli atmosferi, bu atmosferi destekleyen loş ve duman altı mekânlarda geçmektedir. Filmde çok sayıda sigara ve puro içilmektedir. Özellikle komiserin ağzında hiç puro ve sigara düşmez. Daha birçok benzer tasvirleriyle film bugüne kadar olan polisiye ve gerilim filmlerindeki anlatım biçimlerine öncülük etmiştir.
Özellikle ışığın kullanılması filmde katillin ve toplumun ruhsal yapısını göstermesine çok yardımcı olmuştur. Bu atmosfer ve sinema diliyle birçok tür ve alt türü etkilemiştir. Seri katil filmlerini ve özellikle 1940 başlarından 1950’nin sonuna kadar altın çağını yaşayan film-noir( kara film ) filmlerini derinden etkilemiştir. Hem atmosfer hem de konu açısından. Filmin büyük ve önemli bir kısmını oluşturan suçlulardan ve halktan oluşan mahkeme sahnesi sonraki birçok filmlerden izleri görülür. ( Peter Lorre’in oyunculuğu bu sahnede zirvededir. )

fritz-lang-m-peter-lorre
Film ilk sesli filmlerden olmasına karşın sesi baştan sonuna kadar çok iyi kullanıyor. Filmin birçok yerinde ses ve görüntü arasındaki ironi çok iyi şekilde kullanılmıştır. Bunlardan bazıları; Katilin kör bir baloncu tarafından teşhis edilmesi. Anne, dışarıda şarkı söyleyerek oyun oynayan çocukların gürültüsünden rahatsız olan komşusuna “Sesleri çıksın da nerede olduklarını bilelim.” diyerek yanıtlaması. Katilin halk ve suçluların elinden polis tarafından kurtulmasında polisin sahneye tam görünmeden“Kanun namına” diyerek kurtarması/yakalaması.
Son olarak, filmin başından sonuna kadar hiç eksilmeyen heyecan, korku, gerilim ve merak gibi duyguların hiçbir zaman biri diğerinden çok olmamıştır. Ölüm, adalet ve ahlâk, suç, ceza kavramlarını sorgulayan bir anlatı kurarak izleyiciyi sorgulamaya davet eder. Ve bu kavramları dolaylı yoldan sinema dilinin imkânları sınırlarından filmde göstermeye çalışılır. Bunu da başarır. M onca zaman geçmesine karşın gücünden hiçbir şey kaybetmeden hatta her geçen gün daha çok güçlenerek ayakta durmaya devam ediyor ve edecek.images

Film Hakkında Bazı Notlar:017-m-theredlist*M hem Fritz Lang ‘ın ABD seyircisi tarafından tanınmasını, hem de daha önce filmlerde küçük rollerde oynamış olan Peter Lorre ‘un starlığa yükselmesini sağlamıştır.

*Filmin senaryosunu yönetmen Fritz Lang ‘la birlikte eşi Thea von Harbou yazmıştır.

*Film o sıralarda yaşanmakta olan gerçek bir olaydan,”Düsseldorf Vampiri” olarak nam salmış seri katil “Peter Kürten” davasından ilham alınarak çevrildiği ileri sürülmüştür, ancak Fritz Lang bunu yalanlamıştır.

*Naziler iktidara gelince filmi 1934 ‘te Almanya’da yasakladılar.

*Filmde rol alan suç örgütü elemanları gerçek suçlular arasından seçilmişlerdi. Özellikle filmin sonundaki suçluların kurduğu mahkemede yer alanların tamamı gerçek suçlular.

*Peter Lorre ıslık çalmayı bilmediği için bu melodiyi Fritz Lang ıslıkla çalmış ve filme eklemişti. *M harfi Almanca’da katil anlamına gelen “Mörder” sözcüğünün baş harfidir.

*Joseph Losey 1951 yılında aynı isimle filmi yeniden çevirdi.

Kaynaklar:
A’dan Z’ye Seri Katiller Ansiklopedisi – Phoenix Yayınevi
Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film – Caretta Yayıncılık
100 Filmde Başlangıcından Günümüze Gerilim – Bilgi Yayınevi

Posted on

 Aşk Üzerine Kısa Bir Yazı

 

Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir.

Søren Kierkegaard

Krzysztof Kieslowski 90ların sinemasına hemen hemen her filmiyle kendinden söz ettirmeyi başarmış bir yönetmendir. Bunu yaparken hiçbir abartıya kaçmamıştır, sade ama derin bir anlatımla büyük filmler yapmıştır. Nedense Krzysztof Kieslowski ve Ömer Lütfi Akad bana hep birbirlerini hatırlatıyorlar. Özellikle sade anlatımlarıyla.images

Aşk Üzerine Kısa Bir Film Krzysztof Kieslowski’nin televizyon için yaptığı ve çıkış noktası on emir olan Dekelog serisinin altıncısıdır. Aşk Üzerine Kısa Bir Film sinema versiyonu televizyon versiyonundan haliyle uzundur ama en önemlisi televizyon versiyonundakinden daha farklı bir sonla bitmesidir.

Tomek yurtdışına giden en iyi arkadaşının evinde onun annesi ve onun odasında yaşıyor. 19 yaşında  bir postane memurudur. Her akşam saat sekiz buçukta çaldığı teleskopla karşı binada yaşayan orta yaşlı ressam Maria Magdalena’yı gözetliyor. Bu gözetleme zamanla bir aşka dönüşür. Ki bu gözetlemede en iyi arkadaşından kalmadır. Gözetleme artık Tomek için yeterli değil onu yakından görmek için karşılıksız posta çekleri ile postaneye getiriyor. Magda’yı görmek için sabah erken saatlerdeki  süt dağıtıcısı oluyor. Açıklamasından sonra Tomek alay konusu oluyor. Ama Tomek intihar etmesiyle durum tersine dönüyor ve film bitiyor.

0095467

Krzysztof Kieslowski  tüm bunları anlatırken hiçbir şekilde abartmamıştır ve bir çok filmdeki teşhirci olmamıştır. Gayet sade bir anlatımla anlatmıştır. Tomeğin karşılıksız duyduğu aşkı ve hiç alamadığı karşılığı her şeyi ile vermiştir. Bunu kah müzikle kah enstantanelerle ( buzu elinden parçalayarak ve yüzüne sürmesi ) yada diyaloglarla çok iyi vermiştir. Film Krzysztof Kieslowski’ninde belirtiği gibi filmde kullanılan perspektiftir.  Film önce tomeğin açısından anlatılır. Tomek ve Magda buluşup Tomeğin intihar etmesinden sonra Magdanın bakış açısından anlatılır. Yani film sevilenin değil seven kişinin açısından izliyoruz. Başka bir deyişle aşk yüzünden acı çeken insanın gözüyle izliyoruz. Film aşkın bir bakış açısı olduğunu göz kırpar gibidir. Tomeğin perspektifinden izlediğimizde izlediğimiz de Magda tam olarak bir karakter değildir. Magda tam olarak seven taraf olduğunda bir karakter oluyor. Yani Magdanın perspektifinden izlediğimizde bir karakter oluyor.

Filmin sonunu Krzysztof Kieslowski  anlamlı çok iyi bitirmiştir. Tomeğin odasında teleskopla kendi odasına bakar ve kendisini ağlarken ve Tomeğin ona uzanan elini görür. Bu ellin anlamı : Aşk hiçbir acıyı bitirmez ama paylaşır. Ama bir taraftansa yeni acılar verir. Yazıyı filmden bir diyalogla bitirmek en iyisi.

askvetutku-2

Magda:  Beni neden gözetliyorsun. Neden söylesene

Tomek: Çünkü seni seviyorum. Gerçekten seviyorum

Magda: Ne istiyorsun?

Tomek: Bilmem.

Magda : Beni öpmek mi istiyorsun?

Tomek : Hayır

Magda : Belki de … sevişmek istiyorsun.

Tomek: Hayır.

Magda:Beraber geziye mi gidelim? Mazurya’ya ya da Budapeşte’ye?

Tomek :Hayır

Magda : Ne istiyorsun?

Tomek :Hiç.

Magda Hiç mi?

Tomek Hiç.

Tomek koşarak çatıya gider. Elline aldığı buz parçalarını önce kulağına sonra yüzüne sürerek parçalar. Ellinden kalan son parçayı yer.